29 Ocak 2008 Salı

su yazısı

Dün, suskun bir çingene gördüm. Yeşil ovanın ortasına kurulmuş renkli çadırın yanında, uzaklara dalmış, oturuyordu. Ayaklarım beni çingene kadının yanına itti. Siyah iki çukur gibi yüzüne oturmuş gözlerine baktım, içlerindki karanlık kuyuları merak ederek. Anladı merakımı, masalına başladı. Uzunca bir süre rüyalarına giren masalını dillendirdi. Ben dinledim, o anlattı. Masalı bitince kalktım yanından, tertemiz suların aktığı dereye girdim. Yıkandım, paklandım. Çingene oradaydı hala. Yanyana siyah iki çukuru andıran gözlerini gökyüzüne çevirmişti.
Masalı suya anlattım. Su, şaştı olan bitene, kutsadı çiçekli çingenenin siyah gözlerini.
Çingenenin masalı, suyun masalı idi. Şöyle idi masal, şu şekilde idi..’elleri, gözleri suya dönüşen küçük bir kız. Her soru sorduğunda, her düşündüğünde, biraz daha suya dönüyor. İnsanlara bakıyor umutsuzca, baktıkça görünmez oluyor. Düşledikçe suya düşüyor. Yürüdükçe adımlarını kaybediyor. Çünkü yalnızlaşıyor. Çünkü hiç olmadığı kadar yalnızlaşıyor.. müzik dinliyor, sesi yok oluyor. Yazı yazdıkça kalemini tutamıyor. Öğrendikçe, unutuyor. Ağlıyor, gözyaşlarının tuzu yüzünü acıtıyor. Bağırdıkça sesi kısılıyor. Ellerini oynattıkça hareketsiz kalıyor. Sonunda bırakıyor çırpınmayı. Suyu görebilen bir can bekliyor. Suya susamış, suya bakan, suyu gören, suya düş kuran, suya şarkı söyleyen, suda var olan bir can.
Bekliyor, bekliyor..
Beklemekten bıkıyor. Aldığı gibi düşlerini yanına, atıyor kendini yola. Kaçıyor hep insanların arasında kaybolduğu şehirden. Gelen ilk trene atlayıp, kayboluyor. Nice yollar geçiyor, nice şarkılar çalınıyor kulağına. Nice güzel suretli çocuklar beliriyor önünde. Delirmekten korkuyor, sûkutunu kaybetmekten korkuyor.
Havanın griye döndüğü sabahların birinde, çıkıyor indiği tren istasyonundan. Yürüyor çimenlerin üstünden. Karşısında uzayan ovaları seyreyliyor, çimenlere basa basa ilerliyor. Çingene çadırlarını gördüğünde, içi kıpırdıyor, zamanlardan sonra ilk defa. heyecanla çadırlar ilerliyor.
Ve, görüyor çingene kadın O’nu. Onun o ürkek varlığını duyumsuyor. Siyah gözleriyle suyun içinde kayboluyor. Kız anlıyor görüldüğünü, içini kelebekler dolduruyor, gülüyor uzunca. Gözleriyle, yüzüyle elleriyle, ayaklarıyla gülüyor. Kadın selamlıyor gülüşleri gözleriyle. Ve soruyor kız: ‘o, nerede?’
Çingene kadından cevap gelmiyor. Cevap yerine su uzatıyor kıza. ‘çünkü herkes, kendine susamıştır’ .Ve çeviriyor başını gökyüzüne. Kız içiyor suyu. Özlemle, memnuniyetle, sevgiyle..
Yürümeye başlıyor kız. Mavi iplerden kapısı olan çadıra giriyor. Ve çıkmıyor çadırdan bir daha.. Bilge 28 aralık 2007

Hiç yorum yok: