29 Ocak 2008 Salı

sağır edici sessizlik

Yaralarını acıtan tuzlu suları seviyor o. Açılan yaradan ince ince sızan kanlara aldırış etmeyip, kaybediyor kendini deryada. Nasıl yaptığını umursamıyor, neden yaptığını umursamadığı gibi. Sadece duyuyor içinde ki dalsın sulara. Halbuki ona vaat edilen kolay, tatlı sular var. Acısız, zahmetsiz, düşünmesiz.
Deniz kıyısına geldiklerinde, ikisinin de içinde bekledikleri an’lar vardı. O anlar ki içlerine su serpecek, yada daha da kanatacak. Yüzlerine esen tuzlu rüzgarın içinden çıkarıp aldılar gözyaşlarının tadını. İkisi de ağlayamazdı çünkü, sadece rüzgarda bulurlardı o tuzlu haykırışları. Sessiz bir günün başlangıcı. Aşağıdan bir yerden bir ıslık sesi duyuluyor. Bir ağıt bu, kimin olduğu belirsiz bir dudaktan çıkan o tanıdık seste yankılanan. Bir süre dinliyorlar ağıdı. Islığın sahibi de buraya, burada, o denizden gelen sağır edici sessizliği dinlemeye gelmiş olmalı. Ama sessizliği yerine ıslığını dinlemeyi tercih etmiş, veyahut da ıslığını sessizliğe katmaya. Onun içinde tuzdan yaralar var mı bilinmez. Bilinmesi de beklenemez, aslında çok da fark etmez..
Uzayan kayalıkların denize en yakın olan kısmına oturuyorlar. Neden buraya geldiklerini, az sonra ne yapacaklarını bilmiyorlar. Kulaklarına denizin dibinden gelen sesler doluyor. Bir balık, annesinin adını haykırıyor, bir yosun nazlı nazlı salınıyor, bir kayalık kapılarını bir yengeçe açıyor.. biri şarkı mırıldanmaya başlıyor sessizce. Beceriksizce dökülüyor notalı kelimeler dudaklarından. Diğeriyse bakıyor sadece uzaklara. Özlüyor çok, neyi özlediğini bilerek, bekleyerek, dua ederek..
Ağaya kalkıp denize eğildiğinde gördüğü aksi, ona doğruyu söylemeyecekti elbette. Aynada gördüğü gayet derli toplu ve sakin sureti, özüne eğilince görülebilecek heyecanı nasıl yansıtabilirdi ki?bu nedenle hiç sevmedi aynaları, onları sahtekar buldu hep. Üstlerine örtüler örttü. Şarkılarını aynaların içinde bulamadığı içindi belki de. Notalı kelimelerinin bi aksinin olmaması hali’ni sevmediği için de olabilirdi bu. Bu nedenle başını sudan öbür yana çevirdi. Ve hala uzaklara bakıp susmaya devam eden o küçük kızın içindeki soru işaretlerine takıldı. Bir bir soru işaretlerinin çengellerini aşmak, onları düz çizgilere ve onları da noktalara çevirmek istedi. Ama yapamadı. Çabaladıkça soru işaretlerini daha da artırmaktan başka bi işe yaramadı ve vazgeçti.
Sessizlik iyice artmış, güneşse yavaş yavaş elini eteğini çekmeye başlamıştı günden.
Gece hükmünü sürmeye başlayacaktı ve yıldızların denizi ziyaret etmeye başlayacakları zifiri vakitlerde onlar, bir kayığa atlayıp gideceklerdi, ceplerinde soru işaretleri çengelleriyle dolu..

Hiç yorum yok: