Gürültülerin kesildiği o nadir anlarda çıkardı karşısına yollar Behiye’nin. Bir demet boğaz düğümü, bir tutam sevinç ve keder. İşte bu idi ömrü boyunca içinde gezen kelimenin tarifi. Bir seyyah idi belki de, payına boğaz düğümleri düşen, dertli bir seyyah. Dertli idi ki içinde. Gözlerinin en dibinde. Yol idi ki anahtardı. Yol idi ki içinde yıkanır, paklanırdı. Paklandıkça tozları kalkar, özünü bulurdu.
Sıkça hazırladığı yırtık çantasını sırtına alır, üstüne balıkçıların yuva yaptığı uzun mavi demirli köprüde ellerini yanlara açarak yürürdü. Rüzgar içine işlerken, gözleri mutlulukla parlar ve balıkçılara selam verirdi. Bazen şen, bazen buruk selamlarını avuçlarından eksik etmeyen behiye. Gözgöze geldiği martıları bile unutmayan, martıları kendine aşık sanan. Her an kafasına esip Romanya’ya çingenelere katılmaya, veya Pakistan’da kavvalilerle coşmaya meyyal Behiye. Güneyde renkli saçları ile gezen, kuzeyde örgülü saçları ile dans eden. Yolların içine eğilen Behiye, yolları tam eden. Çantasıyla dünyayı kurtaran ve kurtardığı dünyaya masallar dizen. İçindeki halkaları cismine zikir, can düşlerini gönlüne fikir eyleyen. Bir bakışı diğerine köprü, bir rengi diğerine sırlı Behiye. O kays gönüllü sevdiceği arayan, bekleyen, susan Behiye. Limon kokulu havalara aldanan, sonrasında içi titreyen.
Yaptığı hatalarını yalnızlığında büyütüp yorgan niyetine üstüne österdi Behiye ve hiç yıkayamazdı ellerindeki derdi. Koca ağızlı devlerle boğuştuğu rüyalardan çığlıkla uyanır, yalnızlığından aman dilerdi. Sabaha kadar kimselerin görmediği karanlık sularda dans ederdi Behiye.
Bir sureti var onun da. Herkes gibi bir can. Ama içindeki hikayeler bitmez. İçindeki yolları bitmez. Tıpkı bitmeyen bir masalın içindeki masal anlatıcısı gibidir. Yol masallarını tüketmez. İçinde yıkandığı sokakları dillendirir, ve piyanodan akordeona geçen nağmeler ile yükselir..
Bilge
14.01.08
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder