28 Aralık 2011 Çarşamba

karıncalara selam, ve hasretle.


sevgi soysal sempozyumundan notlar

"sevgi'yi sevgi yapan o küçük şeyler"
oya baydar
mizah diyorlar. uzak ve soğuk olmayan reklamsız, içten bir mizah.12 martta tutukevine götürülmüşler. oya b. diyor ki bu tutukevleri 12 eylülün provasıydı. koğuşta behice boran, sevgi s. ve oya b. var. konya'da bir grup genç öğretmen devrimci abdullah'a hayran. devrimci abdullah'a mektup yazdıkları için tutuklanıp bu yıldırım bölge kadınlar koğuşuna getirilmişler. böyle bir ortamda bile diyor, oya b. sevgi'nin neşesi hiç eksik olmazdı. o dönem gene koğuşlara askerlerden ve polislerden de para isteyen (haliyle) ve polisler ve askerler uyuzluk çıkarıp koğuşa getirilen konsomatris kadınlar geliyor. iki kadın gülüşerek koğuşun oraya geliyor, sesleri duyuyorlar bunlar, konsomatris sanıyolar. sonra haber yayılıyo, birinin bağyanı gelmiş koğuşa önemli diye. behice b. aman benden önemli değildir diyip burun kıvırıyor şakayla ve oya b. ve sevgi s. yaygarayı koparıyor, önemli nedemek diye. dolayısıyla onların koğuşuna atmayıp karşı koğuşa atıyolar geleni, hava borusundan seslenip anlıyolar kim olduğunu önemli bağyanın. esin talu imiş kendisi. sevgi s. hava boşluğundan bağırmış: namuslu sosyalist olsaydın şimdi burda olurdun ! diye. böyle anlatıyor işte oya b. yıldırım bölge kadınlar koğuşunda üç hafta beraber yatmışlar. sonra sevgi s. salıverilmemiş, oya b. salıverilmiş, aralıklarla görüşmüşler, sevgi s.'yi son kez göremediğine üzülüyor.

"sevgi soysal ile anılar"
selim ileri
sevgi s. için ışık, aydınlık ve bol gülümseme diyor. çok etkilendiğini söylüyor. son görüşünde sanki hakkaten son görüşünde gibi yaşamışlar. hoşgeldin ölüm kitabını yazdığı sıralar. rüzgarın arttığı bir gece, kaybolmuş.

"hoşgeldin ölüm üzerine"
latife tekin
hoşgeldin ölüm için daktilosunda yarım kalan romanı diyor. kitaptaki sema, sürekli uyumak isteyen, içinde bulunduğu politik ortama yabancılaşmış, sıkılgan bi kadın. önceki hayatından bi çocuğu var. çocuğunu terk etmiş. ankaranın politik ortamına girmiş. bildiri dağıtılırken bir anda soyutlanıyor ordan. bi evde buluyor kendini, öyle. umutsuz bir metin değil diyor şık latife, derin bi keder var sadece diyor. olsun artık di mi ama, kitabın adı hoşgeldin ölüm.

"bir edebi ilham kaynağı olarak sevgi soysal"
buket uzuner
sevgi s.'ın ihtirası ve müstehcenliğinden bahsediyor. kadınlar kimsenin namusu değildir diyen bir kadın. çeyize ve gelinliğe büyütülen çocukların olduğu bi yerde. çeyizliği zevksizlik olarak nitelendiriyor. belki de ilk feminist yazarlarımızdan diyor buket u. sevgi s.'dan bir hayli etkilenmiş. öldüğü gün ben de kırk yaşında kanserden ölücem diyen naif bir genç kızdım diyor.

"tante rosa'da teslim edilen sersemlik"
sema kaygusuz
bu sunuç gerçekten çok güzeldi. tante rosa başına buyruk, en küçük şeyleri bile tutku meselesi haline getirebilen bir kadın karakter. dolayısıyla hırçın, söz dinlemez ve yabancı. gerçek anlamda da yabancı, alman kendisi. tanteyi hep iç rahatlatıcı bir uzaklığa ittik diyor sema k. bir antikahramandır. kadınca sersemlikler, yitmeler diye adlandırılır. tante, müstehakını bulmuştur. ne varoluşsal sıkıntıdadır, ne de bir tutunamayan. safi kemiksiz bir hezimet. fakat biz bunu izlerken kendimize nasıl bakıyoruz? bumetni acaba özgürce mi okuyoruz? hikaye zamanında çok eleştirilmiş. tante başıboş, sınıfsız, hırçın bi kadın karakter olarak bir roman kahramanı olmaya layık görülmemiş.üstelik alman, yani yabancı. 60'ların feminist kuramları bu hikayeye yetmedi diyor sema k. çünkü tante dizginlenemeyen bir anlayışsızdı. sadece kadınca bilmeyişler olarak nitelendirildi. neden kadınca bilmeyişler? aynı karakteri bir hans'a uyarlasak, o bir tutunamayan olurdu diyor sema k. halbuki tante de basbaya feminist, batı kültürünü alaya alan bir karakterdir. tante aramızdaki yabancıdır, onun başına buyrukluğu huzurumuzu kaçırır. sevgi s. tante'yi özgürlükle ilişkili değil, erkek egemen hegemonyayla savaş halinde-bilerek yada bilmeden- bir birey olarak almıştır.

"bütün kadınca bilmeyişlerin ortak adı: ayşe teyze"
hatice meryem
sahafta bir gün bir roman bulmuş hatice m. hançerli hanımın hikaye-i garibesi. kitap bir meddah oyunu. iki kadın bir erkek için savaşıyor. biri aşufte olarak nitelendiriliyor, diğeri saf, temiz. bu gelenek tanzimatta devam eder diyor. namıkkemalin bir kitabı var, intibah diye. orda da iki karakter var; mahpeyker ve dilaşub. mahpeyker de daha oyuncu ve entrikacı, dilaşub oyunsuz ve saf. cumhuriyetin başlarındaysa kadın biraz da batılılaşma sembolu. sonra toplumsal gerçekçilik. tante böyle bir zeminin üstüne geldi diyor hatice m. tante rosa'nın üstüne ayşe teyze diye bir deneme yazmış.tante rosa gerçekten bize yabancı mıydı değil miydi diye. aynı yabancılaşma sıkıntılarını çekiyor bu iki kadın ilk zamanlar. aynı heyecanı ve doludizginliği taşıyorlar. biri katolik okulunda ama boyun eğmesi öğretilirken, ayşe teyze diyarbakırda bir imam hatipte öğrenci( biraz abartı diyor kendisi) ona da nefsiyle savaşması öğretiliyor. ikisi de bunu yapmıyor ve başına buyruk. fakat sonlara doğru bu iki karakter ayrılıyor diyor hatice m. çünkü ayşe teyze kocasını elinde tutmaya çalışırken tante daha başına buyruktu diyor. aslında bunun sebebini de açıklıyor. tantenin peşinde ona bıçaklayıp öldürme gibi bi ihtimali olan bikocası yoktu, olamazdı. ama ayşe teyzenin olabilirdi. bu yüzden aklı kocasındaydı. evindeki çocuklardaydı ve bu yüzden ayşe teyzekurnazlığıöğrenirken tante öğrenmedi, iyi niyetli kaldı. yani denemede böyle bir sonuca varmış. bir de öyküde, tantenin elinden bırakmadığı 'sizlerle başbaşa' diye bir kadın dergisi var. tante çocuğunu kocasını bırakıyor ama bu dergiyi okumayı bırakmıyor. halbuki bu dergi boşanan kadınları afaroz ediyor, kendisine zıt. neden bırakmıyor? bunu sevgi s.'ın kadınlara manidar bir serzenişi olarak nitelendiriyor hatice m. hala kadın programları izleniyor di mi? aynı hikaye. hep. son olarak, hatice m, tante rosa çileli annemize değil, daha çok evden kaçan teyzemize benzer diyerek bitiriyor.

"cellat fuchs nasıl halka karıştı?"
sırma köksal
sevgi s'ın bunalmışlığı. öykü: bir alman kasabasında kuşaklardır cellatlık yapan bir aile. idam cezası yasadan kaldırılınca işsiz kalıyorlar. fuchs ailesi her zaman nefretin sembölü. yanlarına yaklaşılmaz. dışlanmışlardır. fuchs iş aramaya başlar. ve idam cezasını veren belediye memurları bile ona iş vermez. hikayenin sonunda fuchs kasaba halkını gerçekten öldürmeye başlar. bunu yıllardır idam cezasına itiraz etmeyen bir topluluğun ortak suçluluğu olarak görürüz diyor sırma k. cellat fuchs halka kanla karışır. sevgi s., insanı kendi çatışma alanında inceleyen bir yazardı.kurgudan ziyade sözünün yanında duran.

"adamlar, kadınlar ve duvarlar: eril kentin tepelerinde tutkulu perçem"
ipek şahbenderoğlu
eleştirmenler tutkulu perçemi beğenmemiş. sürrealistmiş. karamsarmış. isimsiz, tarihsiz, sınıfsız kadın yazının ürünüymüş. önce böyle bir serzenişle başlıyor ipek ş. levent şentürk diye bir mimarın eril kent söyleminden bahsediyor. kentlerin cinsiyetçi yapısı olduğundan. erillikte erkeklikten ziyade şiddet vurgusu çizilmesi gerektiğinden. erilkent dediğimizde. şiddet kent gibi yani. levent ş, mimarlıkta cinsiyet hegemonyasını incelemiş. şöyle ki, doğa dişi olandır ve bu yüzden denetim altına alınmalıdır. eril düzenleyici ilke (bunu bizzat düzmek olarak da kullanıyor.) dişil kaotiğe daima şekil vermelidir. mimarlık doğayı düzenlemeye çalışır. bunları anlatırken sevgi s.'ın bir resmi yansıtılıyor. bir şehir planlama sergisinde (babası şehir planlamasıcı, hatta ankara'nın şehir planlamacılığında önemli yeri var) işlere kuşkuyla bakan bir resmi. dolayısıyla sevgi s. böyle bir mimari ortamında büyümüş. ipek ş, burdan bir bağlantı kurmuş tutkulu perçem hikayesiyle. bütün gün tutkuları perçeminde gezen bir kadının hikayesi.kent onu görmüyor. üç kere aynı ışıklardan geçerken farkediliyor. iki düğmeli, tek düğmeli, kendini, en çok kendini sevenlere kızıyor. iki düğmeli, tek düğmeli, duvar kentli erkeklere. aile ile devletin uzlaşmasından doğan eril tarihle savaşıyor. ankara için bozkırlılığı kentliliğinden önceydi diyor. hep aynı binalar hep aynı yollar diyor. ulustan öteye kentleşen bir köy ankara ona göre. sarı ovayı bölen, bir ucundan bir ucuna kuş uçan.

öyleişte.

Hiç yorum yok: