Hergele meydanında atlılardan bahsetmişti o. Uzun
şarkılarında ankaranın güneşli yakan ve sıkan bulvarlarından bahsetmişti. Sahi
o da bu yollardan geçmişti. Zihnini
serbest bırakmıştı. İçindeki şeyleri bir bir yazmıştı. Anlatmamıştı, anlatmak
anlamsız.
Cırtlak sesli kadınlar ve boğuk sesli tespihli adamlar,
dimdik duruyorlar. Üstüne üstüne yürüyorlar ve dünyanın her yerinde
takınabildikleri dimdik bi tavır, sanki dünya onların. Polisler ve askerler yanyana simitçilerde çay içiyor.
Pasajların umursamaz müziklerinden geçip kendimize bir yer edinmeye çalışıyoruz
küçücük dünyalarında. Küçücük, çok küçük.
Anneyi tersliyoruz, yoktan yere. Ankarada orta sınıfın ne
kadar buhranı varsa hep kadınların üzerine. Sıkışmış kadınlar var ankarada.
Kendilerini düşünemeyecek kadar sıkışmış. İstiklal marşı söyleyen cırtlak
çocukları seviyorlar. Televizyonda bazı şeylere ağlıyorlar. Kendilerine dönüp
bakmıyorlar. Korkuyorlar, korkutulmuş, pısırılmış, insanlıktan uzağa itelenmiş,
mutfakların ve balkonların sessizliğine sığınmış, salonda ve odalarda kimler
varsa onların varlığından mutfaklara ve balkonlara sığınmış kadınlar.
Parasızlık, korku, duygusallaşmak zorunda olmalar, anne olmak zorundalar. Hep
bişeylere zorundalar. Odaların kapısını kapatıyolar hesap sormak için erkekler
çünkü. Gözlerindeki hükümdarlık ifadesi,
beni, tiksindiren, bu neyin özgüveni dedirten, böyle bir toplumsal
konumlanmışlık, öyle bi toplumsal konumlanmışlık öyle bir erkekliğe inanmışlık
ki kapıları kapatıp hesap sorabiliyorlar. Erkeklikten başka bişeyleri yok. Bu
yüzden kadınlar mutfaklarda, balkonlu mutfakları çok seven kadınlar, kapılar
kapanamaz, balkon kapısı kapansa da gene dışarda kalacak ya, nefes alıyor gibi
hissediyor.
Ankara şaka gibi. Cumhuriyet. Ankaraylar. Strasburg caddesi
ve gazi mustafa kemal bulvarı yan yana. Hala kokuşmuş fikirler, orta sınıfın ne kadar buhranı varsa, hepsi
toplaşmış bu sokaklara sirayet etmiş. Geri dönmek imkansız. Ne kadar gidersen
git olmuyor. Hep bişeylerini sana yüklüyor böyle güneşli günlere aldanıp
aldanıp geri dönüyorsun.
Ankara şaka gibi. Sokaklar hiç olmadığı kadar yabancı ama bi
o kadar anı dolu. Her yöne baktığımda milyonlarca gidişimden beş milyonunu
görebiliyorum. Her köşede bi umutsuzluğumu bırakmışım. Her köşede birini
sevmişim sonra kızmışım, her köşeye cumhuriyet sinmiş sanki heykellerin
tepesinde çocuklar şiir okuyor. Hala şiir okuyo salak çocuklar. Hepsi salak.
Bütün erkekler gibi şiir okuyan bütün çocuklar da salak.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder