29 Ekim 2012 Pazartesi

yükselcaddesieldebavulsalak gibi bi yazı


Hergele meydanında atlılardan bahsetmişti o. Uzun şarkılarında ankaranın güneşli yakan ve sıkan bulvarlarından bahsetmişti. Sahi o da bu yollardan geçmişti.  Zihnini serbest bırakmıştı. İçindeki şeyleri bir bir yazmıştı. Anlatmamıştı, anlatmak anlamsız.
Cırtlak sesli kadınlar ve boğuk sesli tespihli adamlar, dimdik duruyorlar. Üstüne üstüne yürüyorlar ve dünyanın her yerinde takınabildikleri dimdik bi tavır, sanki dünya onların. Polisler ve askerler yanyana simitçilerde çay içiyor. Pasajların umursamaz müziklerinden geçip kendimize bir yer edinmeye çalışıyoruz küçücük dünyalarında. Küçücük, çok küçük.
Anneyi tersliyoruz, yoktan yere. Ankarada orta sınıfın ne kadar buhranı varsa hep kadınların üzerine. Sıkışmış kadınlar var ankarada. Kendilerini düşünemeyecek kadar sıkışmış. İstiklal marşı söyleyen cırtlak çocukları seviyorlar. Televizyonda bazı şeylere ağlıyorlar. Kendilerine dönüp bakmıyorlar. Korkuyorlar, korkutulmuş, pısırılmış, insanlıktan uzağa itelenmiş, mutfakların ve balkonların sessizliğine sığınmış, salonda ve odalarda kimler varsa onların varlığından mutfaklara ve balkonlara sığınmış kadınlar. Parasızlık, korku, duygusallaşmak zorunda olmalar, anne olmak zorundalar. Hep bişeylere zorundalar. Odaların kapısını kapatıyolar hesap sormak için erkekler çünkü. Gözlerindeki  hükümdarlık ifadesi, beni, tiksindiren, bu neyin özgüveni dedirten, böyle bir toplumsal konumlanmışlık, öyle bi toplumsal konumlanmışlık öyle bir erkekliğe inanmışlık ki kapıları kapatıp hesap sorabiliyorlar. Erkeklikten başka bişeyleri yok. Bu yüzden kadınlar mutfaklarda, balkonlu mutfakları çok seven kadınlar, kapılar kapanamaz, balkon kapısı kapansa da gene dışarda kalacak ya, nefes alıyor gibi hissediyor.
Ankara şaka gibi. Cumhuriyet. Ankaraylar. Strasburg caddesi ve gazi mustafa kemal bulvarı yan yana. Hala kokuşmuş fikirler,  orta sınıfın ne kadar buhranı varsa, hepsi toplaşmış bu sokaklara sirayet etmiş. Geri dönmek imkansız. Ne kadar gidersen git olmuyor. Hep bişeylerini sana yüklüyor böyle güneşli günlere aldanıp aldanıp geri dönüyorsun.
Ankara şaka gibi. Sokaklar hiç olmadığı kadar yabancı ama bi o kadar anı dolu. Her yöne baktığımda milyonlarca gidişimden beş milyonunu görebiliyorum. Her köşede bi umutsuzluğumu bırakmışım. Her köşede birini sevmişim sonra kızmışım, her köşeye cumhuriyet sinmiş sanki heykellerin tepesinde çocuklar şiir okuyor. Hala şiir okuyo salak çocuklar. Hepsi salak. Bütün erkekler gibi şiir okuyan bütün çocuklar da salak.



Hiç yorum yok: