evet artık rüyamda konuşmaya ve el kol hareketleri yapmaya da başladığıma, ve o da bunu gördüğüne göre, üstelik bişeyleri anlatıyosun ya böyle deli diyo bazen. ama öyle demiyo, sakin diyo, güzel diyo. ses tonu çok acayip, sanki binlerce kilometre öteden biri konuşuyomuş gibi yanında, ki gerçekten öyle ama o başka dil meselesi değil. gözlerini kısıyo bazen hiç bu tarafa bakmıyo, kedilerin kulaklarını çok seviyo, ben konuştuğumda hiçbişey anlamıyo, ki bu en güzeli. hemen rüya görüyorum olaylarla ilgili, uykum geliyo mesela, gözlerinden anlıyorum. yürüyoruz böyle bazen kendimi sanki çölün ortasında peyote yiyomuş gibi hissediyorum. yani hiç olmayan şeyleri aslında yapmış gibi. aslında hep varmış gibi. bu kadar yabancıyken hiç yabancı değil. sanki beklenmiş gibi. dün kadıköyde ayşini gördüm. onun da kokusu hiç değişmiyo ne acayip. 4 yıldır gülüşü ve kokusu aynı. ama bir sürü şey anlattı değişen. ama kokusu değişmedikçe aynı kalıcak bence. kalsın. uykumuzda konuşsak birileriyle konuştuklarımız gerçek olsa uyansak orda olsak sonra başka yerlerde. aman ben de ne klasiğim ya. çok da tekrarcıyım. yazdığım her cümleyi önceden bi kere kullanmışlığım oluyo bazen. ama bu tamamen yabancı ve hiç yabancı değil. bu yüzden ne kadar tekrar etsem de aynı keyifi fazlasıyla alıyorum konuşmaktan. her konutuğumuzda aynı soruları başka yollarla soruyoruz. kısırlıktan değil, sadece sindirmek isteğinden. yollar uzun ve aslında hep aynı, sanırım bunu ikimiz de biliyoruz. görünüşte bazen robot gibiyim ve bazen çok soğuğum. ve birine böyle sıcak hissetmek gittikçe zorlaşyo. ama ayşine sordum. aras haklı dedi. zaman diye bişey var diyorlar, adamı yeniyor diyorlar demişti. bence de öyle. yani vücudunu geç, aklının parçacıklarını götürüyor. hatıralarına katip arıyosun, gören gözler bu yüzden önemli, benimkiler bazen çok şeyi aynı anda unutabiliyor. ohoo hem de çok şeyi. bana sorsan dün doğdum ve bi günde yoruldum. aklımda o kadar hiç bişey yok, sadece biraz yorgun bi his, ama bu yabancılık iyi. bi de o kadın var yerinde duramaz hiç. eli kafasında saçlarını karıştırarak düşünür durur. içinde çok şey olduğundan bağırarak güler ve bağırarak ağlar ve bağırarak kusar. ben onun bağırmasını seviyorum. dikkatinin dağılmasına bayılıyorum. bi de hoşuna giden bişeye gülüyosa, tamam diyorum, izle. bi de sarıldığımda gerçekten içimi iyileştiren bi kadın var. sarılmayı pek sevmez. ama mesela ciğercide durup dururken ben seni çok seviyorum dediğimde niye söylediğimi bilir ve ben de diye cevap verir. işte o biliyo olma hali, gerçek olduğunu biliyo olma hali, hayattaki en güzel şeydir. çok uzun yollar ama hepsi aynı. insanlar ordan oraya zıplayan ve zıpladıkları yerlerde izlerini bırakan. saat 23.53 ve benim uykum var. gözlerim sanki yarıda asılmış kalmış ama bu hissi de seviyorum. böyle çok seviyorum demeyi sevmiyorum ama. çünkü artık söyledikçe artmıyor. bi anlamı yok yani. ben kırmızıyken mor olmasını seviyorum ben. ama yavaş yavaş görüyorum ki kırmızı hep kırmızı. başka dil. başka yorgunluk. başka bişey. arada başım çok güzel dönüyor. böyle mayhoş gibi.
mayhoş gibi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder