veremediğim cevaplar.sarılamadığım kollar.kafamdaki o şişko şüpheler yüzünden bakamadığım yüzler.
işte.titriyor bir kez daha kuvvetlice bacaklar kollar.iki gün hiç durmadan titriyor. ellerimin arasındaki hava yetmiyor dindirmeye, bir ten bir soluk, gelip beni götürüyor.ama o şüphe yok mu.durmuyor titreme.
sen gerçekten öyle baktın mı bana bir kere?
halbuki ne kolaymış insan dediğimin böyle korumaya çalışıp kendisini sonra ansızın teslimiyeti.bir yastığa baş koymak,bunu sözlemek kolay da işte, ya getiremiyosan devamını.ya yiyip bitiriyosan kendini ve tamamen teslim ettiysen bünyeni ertesi iki gün.işte orası fena.
olunamayan,olunması istenmeyen bir sıfat var tam karşımda.ne denediysem olmadı öteye geçiremedim iki kelamımı can'lık dost'luk davasından.ha bunun şüpheyle ne ilgisi var derseniz,işte orda derim ki,o kafa yok mu,o sorular yok mu,baktıramadı,açtıramadı,kaçırdı yitirdi.
işte böyle sokaklar.
baharla geldiğim doğrudur.ama iki gün ertesindeki o soğuk sicim yağmuru,ah sen neredesin o coşku,şimdi tam şüpheler uçmaya başlamışken,ah coşku,hani yürütecektin bizi karaköye doğru?
ramak kaldı.işte o her şeyin tekerrürü anına ramak kaldı.kızılan,bozulan,birbirini yiyen dünyanın içine tekrar girmeye ramak kaldı.tam da eteğim sıyırmışken korkuları,rüzgarın öteyi beriyi götürmesini beklerken.
ama sen varsın çocuk.şüphesizliğe iten,yeniden şüpheye düşüren,alabora eden,ne ettiğini bilemeyen bir sen.
işte böyle çocuk.karşında çok güldüğüm doğrudur.umarsız bir salaklığa ve aynı yerde sonsuz bi çabaya girme isteğime de sen neden olacaksın.
çocuk sen ne yaptığını bilmeyeceksin,ben ne yaptığımı bilmeyecekken.
Özger'in dediği belki doğrudur.
çocuk çocuk sana bir aşk gerek.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder