10 Kasım 2008 Pazartesi

efsun kadını.

İşte öyle, düşle gerçek arasında hayal meyal bir hikaye. Hayal meyal dediğime bakma, gülerken sarsılmak kadar içten bi mesele. Topuk sesleriyle yanımda yürüyor, kalabalık inlemesi içindeyiz. Midem de yüreğim gibi kabarıyor, mekanlara sığamaz, insanlara duramaz oluyorum. Öyle bir his ki, dokunsam patlayacağım, dokunmuyorum, kalıyorum öyle. Bazen kendimi onun bi kaç sene önceki hali gibi hissediyorum, yani onun öyle hissettiğini sanıyorum, öyle olmadığını bile bile. Mavi çorapları cüretkar. En çok gülüşü dokunuyor bana. Gülerken koltuğu, sandalyesi sallanıyor. Hiç böyle gülen birine rastlamamıştım diyorum her seferinde. Ağlarken nasıl acaba?
İşte öyle. ‘sanki herkes beni bekliyor, her yer beni bekliyor gibi’ dedi. Bunu sarsılır gibi içten söyledi. Ve ben anladım gerçekliğini. Zaten öyle, gibisi fazla, bak bana, demek istedim, ama diyemedim. Sadece ‘biz burda rüzgar gülüyüz’ diye eşlik ettim şarkıya. Lakin lafının nasıl kafama ‘lönk’ sesiyle vurduğunu görmedi. Bazı anları, kafama vuruyor, farkında değil.
Hiç görülmemiş şeyler, hiç duyulmamış isimler bulmak gibi heyecan verici, mutlu edici. Nasıl da tam ediyor içi, dışı..
Her yağmurda ıpıslak olucaz.
Her karda bembeyaz.
O yağmurda umarsızca şarkı söyleyecek.
Ben karda fütursuzca dans.
…
Bilge
10.11.08

1 yorum:

Emre Sert dedi ki...

Ayrılmak kolay da, ayrışmak zor mesele...